Profil de AlperALPER DUMANPhotosBlogListesPlus ![]() | Aide |
|
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
ALPER DUMAN |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
23/11/2007 Konuşulan konu Dünya saati
Dünya saati 30/09/2007 Neydik Ne Olduk !!!!eskiden sogan-ekmektik kuru fasulye idik; 14/04/2007 TRAJEDİ
OKUYUN NE İNSANLAR VARMIŞ DİYECEKSİNİZ.... Haldun Bey aksam oturmuş, karısıyla birlikte çayını içiyor, televizyon izliyordu. O akşam diğer tüm akşamlar gibi sıradan bir eylül akşamıydı. Haldun Bey hayatının son mutlu dakikalarını yaşadığından habersiz o sırada çalmakta olan cep telefonunu almak için masaya doğru yürüdü. Arayan Kızıydı. -Alo, baba ? - Birgül nasılsın güzelim ? - (Ağlamaklı) baba ben numune hastanesindeyim. - Ne oldu alo !! - Baba buraya gel, ne olursun çabuk gel. ...Ve telefon kapandı. Haldun bey altında pijaması, üzerinde askılı atletiyle evinden fırlayarak arabasına doğru koşmaya başladı. Tam evin önüne çıkmıştı ki arabası park ettiği yerde yoktu. Oysa ki daha park edeli 2 saat bile olmamıştı. Tam o sırada yan komşunun evinin önünde polis arabası durduğunu gördü. Komşusu polisle bir şeyler konuşuyordu. Hızla o tarafa yöneldi. Komşusuna gelen telefondan bahsedip daha sonra da arabasını bulamadığını anlattı. Mümkünse onun arabası ile hastaneye gidip gidemeyeceğini sordu. Bu sırada lafa karışan polis bunun mümkün olmadığını, o sokağın 1 saat kadar önce bir oto hırsızı çetesi tarafından soyulduğunu ve komşusunun da arabasının çalındığını söyledi. Haldun Bey bir anda kendi arabasının da aynı akıbete uğradığını anlayı vermişti. Ancak şu anda bu duruma üzülme veya ilgi gösterme şansı yoktu. Zaten arabasının kaskosunun da olmayışı ayrı bir problemdi. Zira kızı hastanedeydi ve daha ne olduğu konusunda en ufak bir fikri bile yoktu. İlk gelen taksiyi çevirerek arabaya bindi. Taksiciye "devam et" diyebildi sadece.. Taksici Haldun Bey'in kıyafetine bakıp, "Ne o birader, kocası mi geldi de böyle don paça attın kendini sokağa" dedi. Haldun Bey şaşırarak "ne kocası hemşerim?" diyebildi sadece. Taksici gayet rahat "Figen orospusunun evinden böyle fırladığına göre kesin gavat kocası gelmiştir aniden" dedi. Haldun Bey 20 yıl beraber yaşadığı karısının ismini duyduğunda titremeye başlamıştı. Taksici ise sakin bir şekilde "Nereye demiştin abi ?" diye sordu. Haldun Bey'in ağzından çıkan kelimeler sadece "Nu-nu-numune" olmuştu. Hastaneye geldiğinde taksici "7 milyon abi" demesiyle birlikte Haldun Bey'in pijamasının ceplerinin olmadığını fark etti. Haliyle cüzdanı da yoktu. Elinde sadece bir araba anahtarı ile taksici ile aynadan göz göze geldiler. Taksici zeki adamdı ve durumu hemen kavradı. Adamın ilk tepkisi "Ulan salak, Figen'e paran var, bize vermeye yok öyle mi?" şeklinde oldu. Haldun Bey artık şoka girmiş durumdaydı ve bırakın cevap vermeyi kafasında bir cevap oluşturamıyordu bile. Taksiciyle aynı anda taksi'den indiler. Haldun Bey tam ağzını açmış bir şeyler söyleyecekti ki taksiciden yediği diz darbesiyle bademcik sayısı iki katına çıkıverdi. Haldun Bey yere devrildi ve kıvranmaya başladı. Allahtan orası hastanenin önüydü ve doktorlar hipokrat yemini ile bağlı olduklarından yardıma koşmuşlardı. Hızlı bir şekilde bir sedye bulundu ve Haldun Bey sedyeye yatırıldı. Acil servise giderken ağzından çıkan kelimeler sadece "Kızım, kızım" oldu. Acil serviste kendisine ilk müdahale yapılırken Haldun Bey artık acıdan dolayı kendisinden geçmek üzereydi. Doktorların "Ameliyathaneyi hazırlayın" dediklerini duydu. Ama ameliyata girmezdi. Kızını bulmak zorundaydı. Son bir gayretle "Kızım" diye bağırdı.. Doktor: - Ne kızı?, burada kız mız yok - Telefon, telefon etti.. - Adi ne kızının ? - Bir.. Birgül.. Doktor masanın üzerindeki defteri açarken karıştırmaya başladı: - Birgül Yuvakuran mı ? -E-evet.. Kızım nerde ? -Onun durumu senden iyi merak etme. - Nerde ? Nesi var kızımın ? - Kaçak bir jinekologun muayenehanesinde kürtaj yaptırmak istemiş. Rahim duvarı yırtılınca acilen buraya getirmişler.. Getiren kişi kapının önüne atıp gitmiş. Şu anda ameliyattan çıktı, yoğun bakımda.. Ama hayati tehlikesi yok. Haldun Bey, bu haberin üzerine daha fazla kendini tutamadı ve bayıldı. Ayıldığında başına bir hasta bakıcı duruyordu. - Nerdeyim ben ? - - Yoğun bakım. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz ? - Ne ? Neler oldu ? - Bir saniye ben doktor beyi çağırayım, o konuşsun sizinle. Siz kendinizi yormayın. Aradan birkaç dakika geçmeden doktor geldi. Haldun Bey yatağında doğrulmaya çalışarak. - Doktor Bey! -Kımıldamayın beyefendi, yatın lütfen. - Neler oluyor doktor bey. - Haldun bey üzgünüm ama her iki yumurtanız da ağır hasar görmüş. Kanama çok şiddetli olmuş. Operasyon sırasında her ikisini de almak zorunda kaldık. Ancak üzülmeyin. 2 Yıllık bir tedavinin ardından protez yardımıyla tekrar sertleşme yaşama ihtimaliniz var. -Evladım.. Çocuğum.. - Beyefendi, öncelikle dikkat ettiğimiz konu buydu zaten. Her ne kadar 45 yaşında olsanız da çocuk sahibi olmak isteyeceğinizi düşünerek en azından spermlerinizi kurtarmayı planlıyorduk. Ancak ameliyat sırasında fark ettik ki sperm kanallarınızın morfolojik yapısından dolayı sizin sağlıklı sperm üretmeniz imkansızmış. Yani bu kaza olmasaymış da çocuk sahibi olmanız mümkün değilmiş. Haldun Bey duyduklarını sindirmeye çalışıyordu ama beyni artık ona isyan ediyor ve durma noktasına yaklaşıyordu. Son bir gayretle - Birgül Yuvakuran.. dedi.. Doktor kafasını manalı bir şekilde sallayarak: - Aslına bakarsanız Haldun Bey, böyle bir çocuğunuz olacağına hiç çocuğunuz olmaması daha iyi. Bahsettiğiniz kişi yandaki odada yatıyor. O çocuğun babasının yerinde olmak istemezdim. Kız hayatını fahişelikle kazanıyormuş. Bu yaptırdığı 4. kürtaj ameliyatıymış. Rahim duvarı yırtılması yüzünden geldi buraya. Çok kan kaybetmişti ancak şu anda iyi durumda. - O. O benim kızım. - Haldun Bey, sizin kızınız olması tıbben imkansız. Ha evlatlık ise orası başka ama biyolojik babası siz olamazsınız. Haldun Bey, kendini yatağa bıraktı ve gözlerini kapadı. "Allahım keşke canımı alsan da bu ızdırabı bana yaşatmasaydın" diye dua etti. O sırada doktor, rutin kontrollerini yaparak odadan ayrıldı. Aradan 2-3 gün geçti. Haldun Bey yoğun bakımdan çıkmış bir odada yatıyordu. Kendisiyle görüşmeye gelen karısını kovmuş hasta bakıcının her gün getirdiği gazetelere okumadan boş boş bakıyordu. O akşam hasta bakıcı yanına geldi. - Bey amca nedir senin derdin. Ne gelenin var ne gidenin. Gelen herkesi de kovuyormuşsun zaten. - Yok bişey. - Yaw anlat da bilelim. Belki bir yardımımız dokunur.. - Bana kimse yardım edemez.. - Öyle deme be amca yaw. Beterin beteri vardır. Allah ölümlü dert vermesin. Haldun Bey bu lafın üzerine artık dayanamayarak patladı. Birkaç dakika içinde hıçkıra hıçkıra 3 gün önce başına gelen olayları gözyaşları eşliğinde hasta bakıcıya anlattı. Hastabakıcı olayları dinledikten sonra. - Geç be birader, ben de senin derdini dert zannetmiştim.dedi. Haldun Bey şaşkın bir ifadeyle sorarcasına hastabakıcının yüzüne bakıyordu. - Ben de senin derdini dert zannetmiştim. Ya ben ne yapayım diyerek Haldun Bey'in kucağındaki gazetenin spor sayfasını açtı ve Del Bosque'nin resmini gösterdi. "BEN BEŞİKTAŞLIYIM dedi !!!!!" 13/04/2007 İBRET
12/04/2007 Seni SeviyorumSeni Seviyorum
02/04/2007 Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış. Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. İçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu. "Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim."papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.". Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatyada ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler. Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve "Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş. Papatya buna bir anlam vermemiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek.. Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim." Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum" diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden "Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, içinden "seviyormuş" diye geçirmiş. İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş; seviyor mu? Sevmiyor mu diye.. "SENİ SEVİYORUM" DEMEK İÇİN GEÇ KALMA !!! 05/03/2007 Öp BeniDelikanlı sevgilisini aksam eve bırakır.Evin önünde masum bir fısıltıdan sonra ateşlenir.Bir elini duvara dayayarak - "Beni bir öper misin".. Kız: - "Deli misin evin önünde annemler görür" der.. Erkek: "Ne olacak canim bu saatte kim görecek, ne olur seni çok seviyorum... Kız: - "Ben de seni ama olmaz..." Erkek çok ateşli tabi devamlı ısrar eder. Bir ara aniden merdivenlerin ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi belirir. Küçük kız: - "Babam diyor ki öpecekse öpsün, gerekirse ben öpecekmişim, o da olmazsa kendisi gelecekmiş ama o hayvan oğlu hayvana söyle elini Diyafon düğmesinden çeksin dedi'' |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|